22.
Gün :(24.05.2015) Sarıçınar
Bölgesi – HisarÇandır (13 km)
Sabah
06:30 uyanıyorum. Sabaha doğru hafifi yağmur çiselemesi oldu. Kahvaltımı yapıp
kampımı topluyorum. Sabah sabah yağmurunda etkisiyle hava oldukça serin.
Çantamı sırtlanıp yürüyüşe başlıyorum. Ara ara eğim artarak devam ediyor. Bir
saatlik yürüyüşün ardından tepe noktaya ulaşıyorum. Daha önce kamp yapanların
izlerine rastlıyorum. İki ağacın arasında iki tane mezar var. Fatiha okuyup yoluma
devam ediyorum. Yol buradan sonra yanmış ve devrilmiş yüzlerce ağaçla
kaplı.
| Yanmış ama hala yaşayan bir ağaç |
Bir
süre düz ilerledikten sonra yol beni sol taraftan kayalık ve dik bir parkura
götürüyor. Sakin bir yürüyüş temposuyla zirveye ulaşıyorum. Rakım 1400 mt.
Karşıdaki dağlara sis çökmüş ve buralarda kurt olma olasılığı neredeyse yüzde
yüz. İnşallah ben inene kadar sis buralara uğramaz diye geçiriyorum
içimden.
| karşıki dağlar sisli |
Tepeden
sonra sol tarafa doğru düz bir patikadan ilerlemeye devam ediyorum. Karşıma bir
pınar çıkıyor. Güzelce sularımı dolduruyorum ve elimi yüzümü yıkayıp
serinliyorum. Buz gibi pınar suyunu kaynağından içmeyi de ihmal etmiyorum tabi
ki. Pınarın fotoğrafını da çekip yola devam ediyorum.
| Buz gibi pınar suları |
Hemen
sonrasında Elmalı mevkii köy yoluna ulaşıyorum. Burada Hisarçandır 8 km yazan
tabelaların yanında da köy çeşmesi var. Köy yolundan yukarı doğru ilerliyorum
çok ıssız kimseler görünmüyor. Yolun sonuna vardığımda sağ taraftaki ilk evin
önünde bir amcanın oturduğunu görüyorum. Amca ile selamlaştıktan sonra beni
davet ediyor. Botlarımı çıkarıp içeri giriyorum ve Ahmet amca ile tanışıyoruz.
73 yaşındaki amca hayvancılık ile geçimini sağlıyor.Geçen yıl 70 koyunu kurt
boğmuş. Ondan önceki sene ise 30 koyunu boğmuşlar. Kurtlar güzel hoş hayvan da
yiyecekleri kadar koyunu boğsalar bari. Kurtlar bir sürüye daldığı zaman
öldürme duygusu açlık duygusunu bastırır ve onlarca hayvanı boğazladıktan sonra
sadece bir tanesini yiyerek ayrılırlar. Çünkü kurtların içgüdüsünde öldürme var
ve onlar bu şekilde mutlu olabiliyorlar. Geriye ise yıllardır emek verip
büyüttüğü hayvanların hüznünü yaşamak kalıyor. Ahmet amca defalarca yaşamış bu
hüzünleri. Bahçeye doğru baktığımda birkaç fındık ağacı görüyorum. Bazı meyve
ağaçlarını ise don vurmuş. Ahmet amca eşinin aşağıdaki köye gittiğini söylüyor.
Karnın aç ise yemek hazırlayayım diyor. Teşekkür ediyorum. O zaman fındık
getireyim de yiyelim diyor.
| Elmalı mevkii Ahmet amca |
Fındıkların
kabukları biraz kalın ama gayet lezzetli idi. Sonrasında vedalaşıp ayrılıyorum.
Toprak köy yolundan kıvrıla kıvrıla aşağı doğru devam ediyorum. Bugün Pazar ve
hafta sonunu köylerinde geçirmek isteyen aileler araçlarıyla bir bir yanımdan
geçip gidiyorlar.Bazıları el sallayarak selam veriyor bazıları ise yolu toza
dumana bulayıp öyle gidiyorlar. Artık son adımlarımı atıyor ve son işaretleri
görüyorum.
| son işaretler |
Aşağıda
Hisarçandır evleri gözükmeye başlıyor. Bu bölge şakayık yayılma alanı olarak
koruma altına alınmış. Zaten yol boyunca bir çok tabela görmüştüm. Yol üzerinde
iki amca sulama havuzunda birikmiş toprak kalıntılarını kürekler ile dışarı
atıyorlar. Yanlarındaki köpek hırlayarak yanıma koşmaya başlıyor. Köpeği
sakinleştirip amcalara da selam verip geçiyorum. Artık Hisarçandır’ın içindeyim.
Bir hayratın başında mola veriyorum. Elimi yüzümü yıkıyorum ve bolca da su
içiyorum. Tam hareketlenmek üzere iken öğle ezanı okunmaya başlıyor. Camii
50-60 mt ileride ve okuduğum kaynaklarda Likya yolu bitiş tabelası da hemen
yolun kenarında. Köyde sessizlik hakim ve ezan sesi adeta ruhumu
dinginleştiriyor. Hayrat sahibine bir fatiha okumayı da ihmal etmiyorum tabi
ki. Artık son adımları attığımı çok iyi biliyorum. Caminin yanındaki
tabelaların yanına vardığımda Likya Yolu bitiş tabelasını göremiyorum. Onun
yerinde Geyikbayırı 19 km yazan bir tabela var ve yeni konulduğu da bariz belli
oluyor. Anlıyorum ki parkuru uzatmışlar. Ancak buraya gelene kadar hiçbir
kaynakta böyle bir haber görmemiştim.
| Likya yolu sonu |
Yolun
karşısındaki kahvede birkaç insan görüyorum ve onların yanına gidiyorum.
Ramazan abi ile tanışıyoruz. Kendisi doğma büyüme buralı ve taksi işletiyor.
Bulunduğumuz kahvehane de ona ait. İleriki bir zamanda burayı kafeye
çevireceğini söylüyor. Tabelaları sorduğumda ise bir hafta önce söküldüğünü ve
2 tane yeni parkur eklendiğini söylüyor. Buradaki dağları çok iyi bildiğini ve
defalarca mahsur kalan kişileri kurtarmak için jandarma ile beraber
çalıştıklarından bahsediyor. Kurtları sorduğumda ise bir helikopterin altı
farklı noktaya kurt saldığını söylüyor. Ciddi anlamda kurt popülasyonu oluşmuş
buralarda. Sıcak havada soğuk bir Niğde gazozu iyi geliyor. Limana kadar 20 km
var ve Ramazan abi ile taksi ücretinde anlaşıyoruz. Oradan ise otobüse binip
Antalya otogarına gitmeyi planlıyorum. Yarım saatlik bir yolculuğun ardından
taksiden iniyorum ve Ramazan abi ile vedalaşarak otobüs durağına gidiyorum.
30-40 dk sonra Antalya otobüs garına ulaşıyorum. İlk işim İstanbul’a dönüş
biletini almak oluyor. Sonrasında karnımı bir güzel doyuruyorum. Bir kafede
Türk kahvesi ile yorgunluğumu atarken yabancı bir turist kadın lokumun içindeki
maddeleri öğrenmeye çalışıyor fakat satışçı kadın ile anlaşamıyorlar. Ben
yardımcı olmak istediğimde Brezilyalı turist kadın nişastanın Portekizcesini
soruyor. Telefonumdaki çeviri programı ile bakıyoruz ve nişastanın
Portekizcesinin amido olduğunu görüyoruz. Heee amido diyor turist. Lokumu
aldıktan sonra teşekkür edip gidiyor. Otobüs kalkış saati geliyor ve hareket
ediyoruz. Sabah 07:00 de İstanbul'a geri dönüyorum.
Onca anı ve heyecan gözlerinin önünden film şeridi gibi geçer ya, benimkinden geçmedi işte. Üç ayrı bölüm halinde 22 gün ve 150-160 saatlik bir yürüyüş serüveni, sayfalarca yazdığım günceler, çektiğim yüzlerce fotoğraf, tanıştığım onlarca güzel insan, selam verip geçtiğim burada bahsi geçmeyen bir çok insan, doğanın bir parçası olduğunu hissetmek, en güzel koylarda denize girmek,harika manzaralar izlemek, ıssız dağlardan geçmek, buz gibi pınar sularından içmek, rüzgarın vızıltısını dinlemek, yağmurlarda sırılsıklam ıslanmak, bazen korkuyu hissetmek, mis gibi orman kokusunu ciğerlerine doldurmak ve sayamayacağım onlarca şey. Elbet bu yerlere tekrar geleceğim ve işte o zaman yaşadığım anılar gözümde canlanacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder